Posted in Yaşam

Kapuska…

Muhteşem yemektir. Çocukluğumdan beri severim. Elbet Kapuska’yı bu kadar çok sevmemde kızkardeşimin maharetli elleri etkin olmuştur. Daha sonrasında bende girişimler başlatmış ve zamanla sırrını çözmüşümdür. Kapuska’nın en önemli malzemesi yağdır. Lahana çok yağ çektiğinden normal yemeklere konan yağdan daha fazlası konulması gerekir. Kaburga’da korsanız muhteşem olur.

Devamını Oku
Posted in Dizi Film Yabancı Dizi

“Dead Like Me” bilir misiniz?

Bence bilirsiniz. Bende biliyordum ama daha yeni izleme fırsatım oldu. Çok önceden beri arşivimdeydi. Dün gece el harddiskimi birisine verdim içini doldurdursun diye. Gerçi başkasından film almak gibi bir alışkanlığım yok ama elemanla yeni tanıştım diye şirinlik yapıyor bana galiba. el harddiskim yanımda olmadığından arşivden seçtim birşeyler. herneyse…

Devamını Oku
Posted in Dizi Film Yabancı Dizi

İki dizi / The Forgotten ve The Prisoner

The Forgotten 2009 abc dizisi. ağzına jelatin kaçmış gibi ses tonuna sahip Christian Slater başrolde. Daha önce de My Own Worst Enemy dizisinde oynamıştı ve 9 bölüm sonra yayından kalkmıştı. My Own Worst Enemy dizisi enteresan bir konuya sahipti. Keşke tutsaydı demişimdir hep.The Forgotten daha önce benzer bir konusuna rastlamadığım değişik bir dizi. ABD’de 40 bin insan kayboluyormuş. Ve bu insanlar “John Doe” yani kimliksiz olarak gömülüyormuş. İşte bizim bu dizi bu kaybolan insanların kim olduğunu ve nasıl öldürüldüğünü kendisine konu edinmiş bir dizi. Bizim ekip gönüllülerden oluşan bir ekip. Polis değiller. Yani işleri çok zor. Kimse kaaleye almıyor haliyle. ekibin başı Christian Slater ise eski polis. İşten istifa etmiş. 3 bölüm izledim ama henüz sebebini söylemediler. Her bölüm ekib hakkında bilgiler öğreniyoruz. Yani neden bu ekibe katıldıklarına dair. Dizinin genel bir konusu var ama her bölüm farklı bir olayı çözmeleri “her bölüm farklı konu” sevenlerin hoşuna gidecek gibi duruyor. 11.bölümü yayınlanmış durumda ama nedense devam etmez diye düşünmekteyim… —————— The Prisoner 2009 amc kanalının dizisi. ABD ve İngiltere ortak yapımı. 6 bölümlük mini bir dizi. Yani giriş gelişme ve sonucu 6 bölümde görüyor ve hazmediyoruz (?) Başrollerde Hz. İsa rolüyle çok sağlam bir oyunculuk gördüğüm James Caviezel ve Gandalf…

Devamını Oku
Posted in Sinema

Sinemada izlediğiniz ilk film

93 yılı galiba. şişli kent sineması. cuma günü. bram stoker’s dracula filmi. şişli lisesi.

Devamını Oku
Posted in Sinema Yabancı Film

2010’un en baba sinema haberini veriyorum

evet başlıktaki lafım kadarda iddalıyım. The Fall ve The Cell gibi sinema tarihine muhteşem ötesi 2 film kazandıran Tarsem Singh yepyeni bir film çekmeye hazırlanıyor.

Devamını Oku
Posted in Dizi Film Yabancı Dizi

Durduk yere kör olmak… Blindness

Çok kara bir film. Aslında yer yer beyazı çokca kullanan bir film. Beyazı o kadar çok gösteriyorlar ki bir an “bende kör mü oldum?” sorususunu soruyorsunuz kendinize. sahneler bembeyaz olsada filmin başlarında filmin havası karartıyor içinizi. Peşpeşe tüm şehir halkı kör olmaya başlıyor. Hükümet kör olanları sözüm ona güya karantinaya alıyor. aslında hükümetin yaptığı şey onları bir yere tıkmak. dünya devletleri kongre ustune kongreler duzenlıyor çare için. ama tık yok.. karantina bölgesinde gardiyanlar ise tam cellat. öldürdükleri adamları bile yine körlere gömdürüyorlar.. Artık iş çığırından çıkınca erzak dağıtımını 3.koğuş üstlenmek istiyor. Herkes kör. Kör tuttuğunu kuralınca iş çığırından çıkıyor. önce değerli takılar karşılığı yiyecek, sonrasında ise kadınlar vucutları karşılığı erzak almaya başlıyor. veee tüm dünyada sadece bir kişinin gözleri görüyor… Filmin başrollerinde Julianne Moore, Danny Glover gibi tanıdık isimler var. her iki oyuncu ve diğer as kadro tam anlamıyla döktürüyor. muzikler ve kamera açıları hiç alışıldık değil. bu yönüyle bile film 2 saat boyunca nefes almanıza izin vermiyor. son dönemde izlediğim en guzel filmlerden biri. şiddetle tavsiye ederim…

Devamını Oku
Posted in Sinema Yabancı Film

The Last House On The Left / Soldaki Son Ev

hımmm. film bitene kadar filmde Wes Craven parmağı olduğunu bilmiyordum. yapımcı koltğunda oturmuş. yönetmen Dennis Iliadis adında biri. tanımam etmem. sizde tanımazsınız zaten. filmi 2009’un en vahşi filmi seçtim. “psikopat aileler yarışıyor” diye bir yarışma olsa bu iki aile kesin kıran kırana bir mucadele sergilerdi. filmde başrolde gördüğümüz en kötü adamı “Terminator: The Sarah Connor Chronicles” dizimizdeki ” John Henry / Cromartie” karakterine hayat veren Garret Dillahunt. diğer oyunculara göz aşinalığımız var sadece. film çok sert bir sahneyle başlıyor. daha sonra saçma sapan sahneler geliyor. iyi ailemizin henuz 18ine girmemiş kızının duş sahnesi, ıslak gerdanı,ciddi şekilde silikon takviyesi gerektiren memeleri, sütun gibi bacakları, kocaman ve yuvarlak mavi gözleri, pembe teni, don giyme akabinde de pantolon giyerken iyice heryerine yapışmış donu ve donun altındaki detaylar 15 dk boyunca “aldığımız filme bak. porno çıktı.” dememize sebep oluyor. bu sahneler hızlı hızlı ilerlerken (15 dk yeterli zaten) filmin göbeğine doğru ilerliyoruz. anne sözü dinlemeyen kız, kötü sayılacak eski bir arkadaş, ot içme merakı… ve beklenmedik misafirler… ve beklenen gelişmeler… iyi ailemizden beklenemedik hareketler… film geriyor. aşırı derecede kan ve şiddet var. çöp öğütücü sahnesini beğendim. haa birde öğrendim ki; mikro dalga fırını güzel bir icat.* *izledikten sonra ne demek istediğimi anlarsınız.

Devamını Oku
Posted in Dizi Film Yerli Dizi

veeee Ezel…

İzlemem diyordum ama bir şekilde başladım. akşam işten eve gelir gelmez Ezel izlemeye başladım. 1,2,3 derken 4.bölümüde bitirdim. ve gördüm ki; evet olmuş. çokta iyi olmuş. hatta süper ötesi olmuş. muhteşem olmuş.

Devamını Oku
Posted in Dizi Film Yabancı Dizi

Harpers Island

“birer, birer..” diye başlıyor dizi. izlediğinizde göreceksiniz zaten sizde. maalesef en başında 13 bölümlük bir dizi olduğunu bilerek başlıyor ve “keşke daha çok bölüm olsa” demekten kendinizi alamıyorsunuz. dizide Supernatural’den tanıdığımız Bobby ve Şeytan kızımız Ruby var. az biraz diziden bahsedecek olursam; bir ada var. ada diyince hemen gizemli Lost adası aklınıza gelmesin. Bizim kınalı ada, heybeli ada ada gibi ada işte. işte bu ada da 7 yıl önce 6 kişi öldürülmüş. öldürülme dediysem klasik öldürülme olayları aklınıza gelmesin. katletme, işkence vs. türünden cinayetler. Başroldeki kızımızın babası da bu ada da şerif. güya bu şerif katili öldürmüş. ama yalan tabi. milleti mi ne kandırmış. (bu kısım spoyil değildir. zira 1.bölümde anlaşılıyor.) herneyse. eski ada sakinleri adaya tekrar geri dönüyor. eski dostlarla hoşbeş vs. (ama bu sırada ada da cinayetler başlıyor. ama kimsenin haberi yok) adaya gelenler aslında bir düğün için geliyorlar ama b.ku yiceklerinden bihaberler. neyse. daha önümde 10 bölüm daha var. toplamda 13 bölüm. daha 3 bölüm izledim. tavsiye ederim. dizilerin tatilde olduğu dönemde araya sıkıştırılacak enfes dizilerden biri. tek sezon. uzatmadan yaymadan ve baymadan. adamlar tek seferde çekmiş işte.

Devamını Oku
Posted in Sinema Yabancı Film

Doubt / Şüphe

meryl streep , philip seymour hoffman sever misiniz? bu ikiliyi ayrı ayrı mı yoksa tek tek mi seversiniz? ikisini ayrı ayrı seviyor ve aynı filmde nasıldırlar diye merakınız varsa ve herhangi bir “şüpheye” düşmeden direkt filme dalabilirsiniz. kaybedeceğiniz hiçbir şey yok. meryl streep’e fahişelik rolüde verilse en iyi oyunculuğu sergileyeceğine şüphem yok. ki fahişeliğe bir uç nokta olabilecek “rahibe” rolünde muhteşem bir performans sergiliyor. philip seymour hoffman zaten 10 numara. Görevimiz Tehlike 3 filminde kendisini izlemiş ve çok beğenmiştim. Capote filminde zaten tam anlamıyla döktürmüş Oscar heykelciğini de kapmıştı. Charlie Wilson’ın Savaş’ın bambaşka bir rolle çıkmıştı karşımıza. herneyse filme dönemlim. Kenedy suikastinden 2 yıl sonraki Amerikadayız. Orta Çağ’dan kalma bir kafadaki rahibe meryl streep, müdüreliğini yaptığı okulda kök söktürürken, değişim ve gelişim taraftarı peder philip seymour hoffman vaazlarıyla hayran kitlesini arttırmaktadır. belki kıskançlık belki başka bir şey ama bu okul müdüresinin hiç hoşuna gitmemektedir. işte tam bu sırada meryl streep’in eline çok sağlam bir koz geçer. okul öğretmenlerinden rahibenin biri philip seymour hoffman’ı bir çocuğun dolabına birşey koyarken görürür. bu gördükleri ciddi bir şüpheye düşmesine neden olur ve soluğu meryl streep’in odasında alır. ve bilinne klasik hikaye gündeme gelir. peder – çocuk ilişkisi. mi acaba? yoksa iftira mı? yoksa yoksa…

Devamını Oku